Dr.Ahmet OZANSOY - Maliye Başmüfettişi
Dr.Ahmet OZANSOY
 
Haber Ve Duyurular
Döviz Kurları
Hava Durumu
Hızlı İletişim
Makaleler \ Yaklaşım
Yasa Destek, Yönetmelik Köstek: Özürlü Ailelerinin Bakım Yardımı Çilesi
 

 

YASA DESTEK, YÖNETMELİK KÖSTEK: ÖZÜRLÜ AİLELERİNİN BAKIM YARDIMI ÇİLESİ
                                                                                              Ahmet OZANSOY*
Yaklaşım Dergisi’nin Mayıs 2010 tarihli 209’uncu sayısında yayımlanmıştır. (154-158)
1.      GİRİŞ**
Özürlü vatandaşlara sağlanan haklar konusunda çağdaş batı standartlarına ulaşabilmek bakımından ülkemizde de son yıllarda önemli adımlar atılmıştır. Özürlülere sağlanan bazı vergisel avantajlar, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve bakım hizmetleri vs. bu adımlara verilecek örneklerdendir. Özürlülere yönelik bu düzenlemeler esasında, Devletin anayasal görevlerindendir. Anayasa’nın 61’nci maddesi Devlete sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alma görevini yüklemiştir. Bu görevin gereği olarak yasa koyucu özürlülere, toplum içerisinde insan onuruna yakışır bir yaşam sürebilmeleri için düzenlemeler yaparken; yasa koyucunun sağladığı hakların, yönetmelik ve tebliğ gibi alt düzey mevzuat düzenlemeleriyle kısıtlanması yoluna gidilebilmektedir. 2828 sayılı Kanun’un Ek-7’nci maddesiyle özürlülere tanınan bakım hakkı da “yasaya rağmen” yönetmelikle kısıtlanan haklardan biri olmuştur.
2.      BAKIM HİZMETİNİN ŞARTLARI
2828 Sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu’na[1], 5378 sayılı Kanun’un[2] 30’ncu maddesi ile eklenen EK-7’nci madde ile bakıma muhtaç özürlülere resmi veya özel bakım merkezlerinde ya da ikametgâhlarında bakım hizmeti verilmesi hakkı tanınmıştır. Bahse konu maddenin ilk fıkrası aynen şöyledir: Sosyal güvenlik kurumlarına tâbi olmayan, bakıma muhtaç özürlülerden ailesini kaybetmiş olanlar ile ailesi ekonomik veya sosyal yoksunluk içerisinde bulunanlara bakım hizmetinin resmî veya özel bakım kurumlarında ya da ikametlerinde verilmesi sağlanır.”
Ek-7’nci maddenin bakım hizmetinin şartlarını anlatan bu ilk fıkrası, 2007 yılında 5579 sayılı Kanun[3] ile aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
“Her ne ad altında olursa olsun her türlü gelirleri toplamı esas alınmak suretiyle; kendilerine ait veya bakmakla yükümlü olduğu birey sayısına göre kendilerine düşen ortalama aylık gelir tutarı bir aylık net asgarî ücret tutarının 2/3’ünden daha az olan bakıma muhtaç özürlülere, resmî veya özel bakım merkezlerinde ya da ikametgâhlarında bakım hizmeti verilmesi sağlanır.”
Ek-7’nci maddenin ilk şeklinde, yukarıda zikredilen yönde değişiklik yapılmasının nedeni, madde gerekçesinde hiçbir yanlış anlamaya meydan vermeyecek netlikte açıklanmıştır. Gerekçede;  “5378 sayılı Kanun’un 30’uncu maddesi ile 2828 sayılı Kanunu’na eklenen Ek-7’nci madde ile bakıma muhtaç özürlülerin, bakım hizmetinden faydalanabilmesi için herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tâbi olmama şartı getirilmiştir. Oysaki bakıma muhtaç özürlünün ailesinin herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tâbi olması, özürlünün temelde alma hakkına sahip olduğu hizmetten faydalanmasına engel teşkil etmemelidir. Özellikle ailesinin sosyal güvencesinden faydalanan, başkasının yardımı olmaksızın hayatını devam ettiremeyecek şekilde ağır özürlü olan bireylere ve ailelerine herhangi bir sosyal hak tanınmamaktadır. Kanun’un bu maddesi sosyal güvence kısıtlaması getirmiştir. Bu kısıtlama ile özürlüler arasında ayrımcılık yapılmakta ve Anayasa’nın eşitlik ilkesi ihlal edilmektedir. Bakıma muhtaç özürlü birey, kendisinin ya da ailesinin sosyal güvencesinin olması nedeniyle bakım hizmetinden yararlanamamaktadır. Bu durumda … … bu sınırlamanın hukuki uyuşmazlıklara yol açacağı … … değerlendirilmektedir. Uygulamada sosyal güvenlik sistemi içerisinde yer alan özürlü ailelerinin yarısından fazlasının bir asgari ücret aldığı, geri kalan kesimin de iki asgari ücret ile yaşamını idame ettirdiği bilinmektedir. 5378 sayılı Kanun’un bir ya da iki asgari ücreti öngördüğü bakım hizmetinden, sosyal güvenlik kurumlarına tâbi olan özürlü ailelerinin belirlenen bakım ücretlerini, aldıkları maaşla karşılayamamaları ve bu hizmetten yararlanamamaları sonucunu doğuracaktır. … … Özürlülükte, bakım sorumluluğunun aile yanında toplum tarafından da üstlenilmesi gerekmektedir. Bakıma gereksinim duyan özürlü bireylerin psikolojik ve sosyo-ekonomik gereksinimlerinin çağın gereklerine uygun bir şekilde herhangi bir ayrım yapılmaksızın karşılanması zorunludur” denilmektedir.
Gerek maddenin açık hükmünden, gerekse gerekçeden anlaşıldığı üzere bakım hizmetine hak kazanabilmek için özürlünün kendisinin ya da bakmakla mükellef olduğu kişilerin ortalama aylık gelirleri toplamının kişi başına düşen miktarının bir aylık net asgari ücretin üçte ikisinden (2/3) daha az olması gerekmektedir. Örneğin evli, eşi çalışmayan ve 18 yaşından küçük 2 çocuğu olan bir özürlünün 2022 sayılı Kanun’a göre aylık 300.-TL geliri ve 500.-TL da kira geliri varsa bu ailenin toplam geliri 800.-TL ve aylık kişi başı geliri de (800/4=) 200.-TL’dır. Bu tutar 2010 yılı ilk altı ayı için geçerli olan net asgari ücretin[4] üçte ikisinden küçük olduğu için bu özürlü için evde bakımını sağlayan ailesi (örneğin eşi) belirlenen bakım ücretini alacaktır. Görüldüğü üzere yasa maddesi son derece açık ve nettir.   
3.      BAKIM HİZMETİNİN YASAYA AYKIRI OLARAK KISITLANMASI
2828 Sayılı Kanun’un Ek-7’nci maddesinde tanımlanan bakım hizmetinin uygulanmasına yönelik detaylar, “Bakıma Muhtaç Özürlülerin Tesbiti ve Bakım Hizmeti Esaslarının Belirlenmesine İlişkin Yönetmelik[5]te belirlenmiştir. Bu Yönetmelik’in “İnceleme ve Tespit” başlığını taşıyan 7’nci maddesinin 23/10/2007 tarih ve 26679 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yönetmelik’le değişik 3’üncü fıkrasında; bakım raporunun hazırlanması sürecinde, özürlüye ait veya bakmakla yükümlü olunan birey sayısına göre özürlüye düşen gelir ile özürlünün ve ailesinin fiziksel, zihinsel, duygusal, psiko-sosyal ve demografik özellikleri ve özgeçmişleri, özrü ve özürlüyü kabullenme durumu tespit edilerek özürlünün hakları, yararlanabileceği özel eğitim, mesleki rehabilitasyon, tıbbi tedavi ve rehabilitasyon, sosyal yardımlar, koruyucu aile, evlat edindirme gibi hizmetler hakkında değerlendirme yapılacağı ve bakmakla yükümlü olunan bireyler tanımında belirtilen tüm bireylerin gelirlerinin, toplam gelire dâhil edileceği belirtilmiştir. Aynı Yönetmelik’in “Tanımlar” başlıklı 4’üncü maddesinin “h” bendinde; “Bakmakla Yükümlü Olunan Bireyler”in, üveyler de dâhil olmak üzere bakıma muhtaç özürlünün kendisi ve kendisi ile birlikte aynı evde yaşayan; eşi, çocukları ile ana ve babası, çocuklarının eşleri, evli olmayan torunları, ana ve babasının ana ve babası, evli olmayan kardeşleri, eşinin ana ve babası, eşinin evli olmayan kardeşleri; başka bir adreste bulunsa dahi evli olmayan ve eğitimini devam ettiren 25 yaşını tamamlamamış çocukları ile aynı durumdaki kardeşleri ve eşinin kardeşleri ile aynı evde yaşamakta iken er veya erbaş olarak  askere gitmiş olan babası, çocuğu ve kardeşi;  ayrı adreslerde ikamet etse dahi özürlü üzerinde velayeti devam eden  anne ve babayı ifade edeceği tanımlaması yapılmıştır.
İşte Yönetmelik’le yapılan bu “Bakmakla Yükümlü Olunan Birey” tanımına dayanarak yasa koyucunun amacına taban tabana zıt şekilde, özürlüye bakmakla yükümlü olmayan kişilerin gelirleri de özürlüye bakım hizmeti sağlanıp sağlanmayacağı belirlenirken hesaba katılmaktadır. Her şeyden önce bahse konu tanım “özürlüye bakmakla yükümlü olanlar” değil, “özürlünün bakmakla yükümlü olduğu bireyler” tanımıdır. Bu yönüyle tanım gereksiz şekilde son derece geniştir. Bir kimsenin bakmakla mükellef olduğu kişiler eşi, öğrenim durumlarına göre belirli yaşları aşmamış çocukları ile herhangi bir gelirleri olmayan anne ve babasıdır. Hiç kimse bunlar dışında kalan akrabalarına bakmak zorunda değilken, özürlülerin tabiri caiz ise yedi sülalerine bakmakla yükümlü tutulmaları mümkün değildir. Eğer tanım yazılırken “özürlü tarafından bakmakla yükümlü olunan” değil de, “özürlüye bakmakla yükümlü olanlar” kastedilmişse, bu durumda da özürlüye bakmakla yükümlü olanlar sadece ve sadece özürlünün 18 yaşını doldurmamış olması koşuluyla anne ve babadır. Özürlü 18 yaşını doldurduktan sonra “bakmakla yükümlü olma” fiili onlar için de kalkar[6].
Bahse konu Yönetmelik’e dayanak teşkil eden 2828 sayılı Kanun’un Ek-7’nci maddesinde “özürlü ve özürlünün bakmakla yükümlü olduğu bireyler”den bahsedildiği tartışmasızdır. Özürlünün bakmakla yükümlü olduğu kişi sayısının, özürlü olmayanların bakmakla yükümlü olduğu kişi sayısından çok daha geniş olması sadece Anayasa’ya ve yasalara değil, akla ve vicdana da aykırıdır. Yönetmelik’i düzenleyenler, bu tanımı yazarken özürlünün bakmakla yükümlü olduğu kişileri değil, hangi kanuna dayandığı belli olmaz bir şekilde “özürlüye bakmakla yükümlü olanları” tanımlamaya çalışmışlardır. Hiçbir yasal dayanağı olmayan bu tanımlamanın yapılma amacının da özürlünün bakım hizmeti koşullarını sağlamada zorlanmasının temin edilmesi olduğu aşikârdır. Böyle bir tanımın 2828 sayılı Kanun’un Ek-7’nci maddesi bakımından hiçbir önemi olamaz, zira bahse konu madde “özürlüye bakmakla yükümlü olanları” değil, “özürlünün bakmakla yükümlü olduğu kişileri” anlatmaktadır.
Örneğin, anne ve babası tarafından bakılan ve 2022 sayılı Kanun’a göre aylık 300.-TL geliri olan, eşi ölmüş, 3 yaşında bir çocuk sahibi 18 yaşından büyük bir özürlü düşünelim. Bu özürlünün anne ve babasının aylık geliri de 2.000.-TL olsun. 2822 sayılı Kanun’un Ek-7’nci maddesine göre bu özürlünün kendisi ve bakmakla mükellef olduğu çocuğunun toplam 300.-TL’lık aylık geliri olduğundan kişi başı geliri 150.-TL’dır. Bu tutar, net asgari ücretin[7] üçte ikisi olan 397.-TL’nın altında olduğu için, özürlünün kendisine ve çocuğuna bakan anne ve babasına bakım hizmeti ücreti ödenebilecektir. Oysa Yönetmelik’e göre aynı özürlü için bakım ücreti ödenmeyecektir. Çünkü bu durumda anne-babanın geliri ile özürlünün toplam geliri 2.300.-TL ve kişi başı gelir de 575.-TL olarak hesaplanacak ve bu tutar asgari ücretin üçte ikisinden büyük olduğu için bakım hizmeti ücreti ödenemeyecektir. Yönetmelik’i yazanların, anne ve babanın gelirlerini neden 18 yaşından büyük bir çocuklarıyla ve torunlarıyla paylaşmak zorunda olduklarını izah etmeleri gerekir.[8] Bu anlayış kanun koyucunun hiçbir şekilde amaçlamadığı bir durum yaratır. Şöyle ki, örneğimizdeki özürlünün anne ve babasının olmadığını 2.000.-TL emekli maaşı alan dedesi ve anneannesinin kendi vicdani kararlarıyla özürlüye baktıklarını düşünelim. Bu özürlüye hiç kimse bakmaz ise bakım yükümlülüğünün devlette olduğu açıktır. Ancak Yönetmelik akla ziyan şekilde dede ve anneanneye “madem ki sen özürlü torununa bakmaya karar verdin, daha önce kişi başı 1.000.-TL harcarken, özürlüye gönüllü olarak baktığın için ceza olarak (!) kişi başı harcamanı 575.-TL’ya[9] düşürerek kendinin ve eşinin refahından fedakârlık yap” demektedir. Ek-7’nci maddenin gerekçesinde ise bunun tam aksi amaçlanmaktadır.    
4.      SONUÇ
2828 sayılı Kanun’un Ek-7’nci maddesinde 2007 yılında yapılan değişiklikle; gelirleri ve sosyal güvenceleri olan özürlü ailelerinin de, özürlüye bakma karşılığında bakım hizmeti ücreti alabilmeleri amaçlanmıştır. Değişikliğin gerekçesi, özürlüye bakma yükümlülüğünün temelde devletin görevi olması ve özürlüye bakan ailelerin kendi refah seviyelerini düşürmelerinin beklenemeyeceği anlayışıdır. Ancak yasa koyucunun bu iradesi, çıkarılan Yönetmelik’te dikkate alınmayarak, bakım ücreti alınmasının koşulları Yasa’da olmayan şekilde zorlaştırılmıştır. Yasa’da bakım ücreti alınabilmesi için özürlünün kendisinin ve bakmakla mükellef olduğu kişilerin gelirleri toplamının kişi başına düşen tutarı dikkate alınırken, Yönetmelik özürlüyü kendisinin dışında pek çok akrabasına daha bakmakla mükellef tutarak (ki sağlam insanların bile bakmakla mükellef olduğu kişiler bu denli geniş değildir), bu akrabaların özürlüye bakmaları durumunda bakım ücreti almalarını engellemeye çalışmıştır. Kendisine dayanak teşkil eden 2828 sayılı Kanun’un Ek-7’nci maddesine açıkça aykırı olarak düzenlenmiş bulunan “Bakıma Muhtaç Özürlülerin Tespiti ve Bakım Hizmeti Esaslarının Belirlenmesine İlişkin Yönetmelik” acilen düzeltilmelidir.    


* Maliye Başmüfettişi
**Bu makaledeki görüşler yazarına ait olup çalıştığı Kurum’u bağlamaz, yazarın çalıştığı Kurum veya göreviyle ilişki kurulmak suretiyle kullanılamaz.
[1] 27/05/1983 tarih ve 18059 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
[2] 07/07/2005 tarih ve 25868 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
[3] 10/02/2007 tarih ve 26430 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
[4] Evli, eşi çalışmayan ve 2 çocuklu bir birey için aylık net asgari ücret 2010 yılının ilk 6 aylık dönemi için 603,90.-’TL’dir.
[5] 30/07/2006 tarih ve 26244 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
[6] Bkz. Medeni Kanun M.328.
[7] 2010 yılının ilk 6 aylık döneminde evli, eşi çalışmayan ve tek çocuklu bir birey için net asgari ücret 595,70.-TL’dır.
[8] Toplumumuzun geleneksel, ahlaki ve dinsel buyrukları özürlü bir evlada ölümüne kadar bakmayı gerektirmektedir ancak hukuki durum böyle izah edilemez.
[9] Toplam Gelir: 2000+300= 2300.-TL. Kişi Başı Gelir: 2300/4=575.-TL.
Anahtar Kelimeler:
© 2012 Dr.Ahmet Ozansoy - Tüm Hakları Saklıdır.